Fazıl Say Nereye?

Dünyaca ünlü bestekâr ve piyanistimiz Fazıl Say ne demiş? “  Türkiye’nin Ortaçağ karanlığına kaymasına karşıyım. Çünkü ben,  çağdaş uygarlık düzeyini amaçlayan bir kültürün insanıyım.” Ve ekliyor; “ Bu iktidarın bana ve müzik sanatına şimdiye kadar dostça davranmadı. Sivas katliamını anlatan ‘Metin Altıok Ağıtı” adlı oratoryom, dolayısıyla iktidarın ilk kültür bakanı, çeşitli yöntemler kullanarak eserin sansür edilmesini sağladı”

Ve sonuçta;

Bu nedenlerden dolayı ülkesini terk edebileceğini söyledi.

Önce, Fazlı Say’ın söylediği  “Ortaçağ Karanlığı” kavramı nedir? Ve o çağda neler olmuş, gelin hep birlikte kısaca inceleyelim. Engizisyon mahkemelerini tarih okuyanlarımız anımsarlar. Kızgın kerpetenler, çivili sandalyeler, büyük huniler, parmakları sıkıştıran mengeneler, ölüm askıları, giyotinler ve daha nice diktatör rejimlerinin kullandığı işkence aletleri ve yöntemleri. Kiliseler, ortaçağda gücünü sağlamlaştırdıktan sonra kabul edilmiş doktrinlerine karşı çıkanları “ Toplum Düşmanı” ilan etmeye başladılar ve çoğunlukla da cezalandırmalar “ İhbar” üzerine kurulmuştu.

Bakın ihbar edilenlere neler yapılmış?

Hepimizin bildiği ünlü Astronomi bilgini İtalyan Galileo Galilei  “ Güneş evrenin merkezindedir dediğim için yargılanıyorum ve bu tür aykırı görüşleri nefretle kınıyorum” diyerek kilise ile ters düşüp, 70 yaşında müebbede mahkûm olup evinde gözlem altında tutuldu.  Sonunda da kör olup, 1642 de öldü.

İngiliz filozof, kent bilim adamı, deney yöntemini savunan ve büyüteci bulan Roger Bacon, Fransisken Öğretisi’ni eleştirdiği için 15 yıl hapis yattı.

Yine İtalyan filozof Giardano Bruno’da “ Evrende dünyadan başka birçok gezegen var” dediği ve kiliseye aykırı geldiği için Roma’da kazığa bağlanıp diri diri yakılmadı mı?

Bizde neler olduğunu hiç merak ettiniz mi?

1570 yılında Takiyuddin, II. Sultan Selim zamanında, Tophane sırtlarında Gözlemevi kurarak çalışmalarına başlar. Kuyrukluyıldız, veba salgını bahane edilerek 1579 yılında Şeyhülislam Kadızade Ahmet Şemsettin, III. Murat’a gönderdiği mektupta, gözlemlerin uzayın sırlarını öğrenme küstahlığı olduğu ve bu tür gözlem yapan devletlerin yıkıldığını bildirerek, Kılıç Ali Paşa önderliğinde topa tutularak yıkılmıştır.

İşte bilimin ve geleceğin denize gömülüşü. Bu nedenle,  bende Ortaçağ Karanlığı’na götürmek isteyenlere karşıyım.

Ortaçağı Karanlığı’nın karşılığı ‘Cumhuriyet’tir. Yani, özgür düşüncenin ve sanatın öne çıktığı ona değer verildiği, ilericilik, çağdaşlık ve medeniyetçiliktir. Kısacası, Demokrasidir.  En güzeli de, Halkın kendi kendini yönetmesi ve istemediği iktidarları oylarıyla uzaklaştırmasıdır.

Ama hangi şartlarda?

İktidarda bulunanlar, Cumhuriyet rejiminin temel kavramlarından olan, adaletli seçim sistemini, kendine yontup, elindeki ekonomik gücü de koz olarak kullanarak tüm gücü ellerine geçirmediği ve demokrasinin bir gün kendisine de lazım olacağını düşünerek, alacağı eşit kararlarla.

Aslında sorun, sistemlerin birbirine olan zıtlığıdır. Yani erkler savaşı.  Bu bağlamda; son zamanlarda “ Yasama, Yürütme ve Yargı” denetim üçgeninin iktidarlar tarafından neden ele geçirilmek istediğinin altında yatan gerçekler açıkça meydandadır. Asıl önemli olan bu denetim üçgeninin birbirinden her zaman bağımsız olmasıdır. Bunu uygulamayan iktidarların ve halkın vay haline! Tarihin sayfalarını kurcaladığınızda; Hitler, Mussolini, Pinochet, Stalin, İdi Amin, Slobadan Miloseviç, Saddam ve daha nice diktatörleri görürsünüz. Hepside arandığında, sonu hüsranla biten diktatörler sayfasında, yani kötülerin bulunduğu bölümde dizilmişler.  Bush’ta, bir milyon insanın ölümüne neden olan Irak Savaşı’nın suçlusu olarak altın harflerle listeye girmeye adaylar arasında!

Bunun için,

Cumhuriyetin faziletini iyi özümseyelim ve uygulayalım. Bu hepimiz ve geleceğimiz için daha hayırlı olur. En azından birlik ve beraberliğimizi sağlamak adına gereklidir.

Korkaklar hemen kaçmayı tercih ederler. Bu Cumhuriyet mücadeleyi verenlerin tırnaklarıyla, kanlarıyla ve cesaretleriyle kuruldu. Atatürk ve onun değerli silah arkadaşlarının verdiği mücadeleyi okuyan ve okuduğunu iyi anlayan, acaba ülkesini terk mi eder, onu yok etmeye mi çalışır,  yoksa Cumhuriyeti sonsuzluğa kadar müdafaa etmek için canını mı verir?

Sevgili Fazıl Say,  önce Atatürk’ün Bursa Nutku’nu oku. Belki kararın değişir ne dersin? Ülkenden ayrılma kararı alırken,  Atalarımızın “Bülbülü altın kafese koymuşlarda, yine de Ah! Vatanım” sözleri hiç mi aklına gelmedi?  Ya da, Ayten Alpman’ın sesinde anlam kazanan “ Memleketim”  şarkısının sözleri, senin tüylerini diken etmez mi? Dinlerken veya piyanonda çaldığında,  tuşlarına gözyaşlarını bırakmaz mısın?

“ Havasına, suyuna, taşına toprağına,

Bir can feda bir tek dostuma,

Her köşesi cennetim,  ezilir yanar içim

Bir başkadır benim memleketim.”

Sen iyisi mi,  yine de kal Fazlı Say,

Güzel bestelerin ve piyano üstündeki resitalinle Cumhuriyeti hep birlikte sonsuzluğa taşıyalım.

Ne dersin?

 

Aralık 2007/ Bursa

Ertuğrul ERDOĞAN